
Çok kısa bir sürede bu blogu ciddi biçimde takip eden izleyicilerimin olması gerçekten çok memnuniyet verici. KSS Raporları hakkında daha fazla bilinçlenmemize yardımcı olmaya çalıştığım için bu geri bildirimleriniz beni çok heyecanlandırıyor. Elimden gelen yardımı da yapmaya çalışıyorum. Umarım daha da çoğalırız.
Daha önce söz verdiğim gibi, Peugeot'nun Sürdürülebilirlik Raporu ile ilgili detay görüşlerimi yazmak istiyorum.
PSA Peugeot Citroen dünyada 201.700 çalışanı, Batı Avrupa dışında 1 milyondan fazla araç satışıyla bildiğiniz gibi otomotiv sektörünün liderlerinden. İki markası var: Peugeot ve Citroen. 150 ülkede pazarlama faaliyeti yürütüyor. Satışlarının 1/3'ü Batı Avrupa'nın dışında gerçekleşiyor. Latin Amerika, Çin ve yakında da Rusya'da üretime başlıyor.
2008'de 1 milyondan fazla araç satmasına rağmen km başına 140 gr'dan az CO2 emisyonu salımı gerçekleşmiş. (3. çeyrek rakamlarına göre)
Kısaca etki alanının oldukça geniş olduğunu rahatlıkla görebildiğimiz PSA'nın paydaşlarının dağılımının, beklentilerinin farklılaşmasının da tartışılmaz bir gerçek olduğunu biliyoruz. Bütün bunlara rağmen beni şaşırtan en önemli nokta, raporun CEO mektubuna ayrılan kısımda üst düzey yöneticinin "Dear Shareholders" yani "Sevgili Hissedarlar", şeklinde bir hitap seçmiş olması. Sürdürülebilirlik ile ilgili standartlar ya da tüm uluslararası çerçeveler uzun yıllardır paydaş odaklı raporlama üzerinde dururken oldukça büyük bir hata olarak görülebilir.
Bu kadar kusur kadı kızında da olur, deyip de geçilemeyecek bir konu olduğu için üzerinde durmadan geçemeyecektim. Ayrıca bu mektup faaliyet raporu için bile yazılmış ve oradan alınmış da olsa, bu tür bir hitap diğer paydaşları yönetimin görmezden gelmesi anlamına gelir ki, kurumun performans göstergelerinin doğrudan finansal başarıya odaklandığı imajını uyandırır. Dikkatlerini çekmekte fayda var.
Gelelim diğer konulara: İlgimi çeken çok olumlu bir performans ise raporda kullanılan tüm fotoğrafların teliflerinin ödendiğine dair çok açık bir telif bildirimi bulunması. Henüz yayıncılıkta bile çok ciddi bir sorun teşkil ederken, telif konusunda dikkat çekmesi açısından önemli.
Rapor GRI G3 B+ olarak yazılmış. Ancak GRI tarafından onaylı değil. Kurumsal bildirim yapılmış sadece. Rapordan anladığımız kadarıyla kurum bünyesinde bir sürdürülebilir kalkınma departmanı var. Yani kurum içinde süreçlere girmiş bir KSS performansı beklentisi içine girebiliriz.
Raporun denetimini PWC yapmış. Ortalama düzeyde bir denetimden geçmiş rapor performansı. Ben açıkçası yeterli bulmadım. Biliyorsunuz raporların denetlenmesi ve güvenilirliğinin bağımsız bir üçüncü kişi ya da grup tarafından onaylanması sürecine şirketler henüz çok ciddi bir giriş yapmış sayılmazlar. Finansal denetimde uzmanlaşmış kurumlar elbette bu tür taleplerde en fazla el altında olan kurumlar olduğu için, yaygın biçimde bu kurumlar tarafından yazılmış güvenililik raporları okuyoruz. Tek bir standart var bu konuda, o da AA1000AS. Kullanan şirket sayısı da az değil. Ancak bu standardı anlayarak uygulayan şirket kaç tane diye sorarsanız, açıkçası çok değil.
Küresel krizin etkileri raporda da kendini gösteriyor. Ben öncelikle finansal değerlere ya da kar - zarar tablolarına bakmıyorum. Öncelikle eğitim saatlerine bakıyorum. Krize rağmen, bu kadar satış yaptık, şu kadar ciromuz arttı beyanlarından daha gerçekçi bir performans göstergesi bana göre. Şirketlerin çoğunluğu kriz bahanesiyle ilk önce eğitim giderlerini kısıyorlar. Reklam ve pazarlama bütçelerinden kısıtlama yapmamak için - anlaşılır bir uygulama olsa da - hemen ilk önce eğitim giderlerini kısıyorlar. Rakamlara bakalım: 2007'de 3,612,000 saat iken, eğitimler 2008'de 2,935,000 saate düşmüş. Peki, 2006'ya bakalım: 3,835,000 saat. Söylediğim gibi krizin kendini göstermeye başladığı tarihleri saptamak için çok da rakamsal verilere bakmak gerekmiyor. PSA için krizin 2007 yılı başlarında başladığını açıkça söyleyebiliriz. KSS ile ilgili şu ya da bu şekilde bir bağlantısı olanlarınızın ne tür yorumlar yapabileceğini biliyorum: Belki de şirket eğitim stratejisini değiştirdi? Çok daha efektif ve daha az saat gerektiren eğitim programları uyguluyor. Zaten 3 milyon saate yakın bir eğitim performansı oldukça iyi. Kabul ediyorum. Ben de genellikle olumlu tarafından görmekten yanayım. Hemen basit bir bölme işlemi yaparım. 2,935,000 saati 201.700 çalışana bölerim. 14,55 saati bulurum. Bir yıl içinde bir çalışanın toplam 15 saate yakın bir eğitim almasını da açıkça hiç fazla bulmam. Üstelik dünya ve koşullar bu kadar hızla değişirken...
PSA raporunda çok ilginç bir rakam daha var. PSA'da çalışan engellilerin toplamının %3'ünün müdür seviyesinde olduğu beyan edilmiş. Bu gerçekten çok iyi bir bildirim. Tüm sektörde engellilerle ilgili bir hareketi uzun zamandır seziyorum. Tabii küresel raporlar için geçerli sözüm. Ülkemizde henüz bu sektörde bir KSS raporu görmedik. Bu nedenle ülkemizdeki gelişmeleri bilemiyor, önerilerde de bulunamıyoruz.
PSA'nın kadın çalışan sayısında da 2002 - 2008 yılları arasında %24,8'lik bir artış bildirilmiş. Yine sektörün daha çok erkek ağırlıklı olması nedeniyle çok olumlu bir ilerleme olarak değerlendiriyorum.
1995'de üretimde su kullanımı araç başına 14.16 m3 iken 2008'de bu rakam 5,03 m3'e kadar düşmüş. Ama 2007'de bu rakam 4,83 m3 olarak beyan edilmiş. Ben artışın gerekçesini raporda bulamadım. İlgili paydaşlar konuyla yakından ilgileniyordur diye düşünüyorum. KSS raporlarında şirketlerin hissettiği büyük bir rahatlık var. Sadece performansımı raporlarım, ya da raporlamak istemediğim performansı, istemediğimi beyan ederek raporlamam. Evet, bu kısmen doğru elbette. Ancak rapor okuyucuları raporlamama gerekçeleriyle ve performanslardaki artış ve düşüşlerle ilgili açıklamalarla çok ilgililer. Bunu unutmamak gerekiyor.
Son olarak bir de enerji tüketimi performansından bahsetmek istiyorum. Araç başına ufak bir artış söz konusu. Ancak 2010 hedeflerini 2.10 MWH ncv olarak belirlemişler.
Doğrudan sera gazı emisyonu (üretimde) ise 2007'de araç başına 221 kg iken 2008'de 230 kg olmuş. 1 milyondan fazla araç söz konusu olduğunda bir yıllık artış aşağı yukarı 10.000 ton ediyor.
Dikkatimi çeken bir diğer nokta da ISO14001 sertifikalı üretim merkezleri arasında Türkiye'nin yer almaması. Oysa 2008 yılında Bursa fabrikasında 62,600 aracın üretildiğini açıkça beyan etmişler: Çin'deki üretim merkezleri de ISO14001 sertifikasına sahip.
Evet... Bu blogda daha çok kısa analizler yapmayı ve raporlar hakkında herkesin az da olsa bir görüşü olmasını hedeflediğim için çok detaya girmemeye çalışıyorum. Çoğunlukla yazarken bana gelen sorular da aklıma geldiği için, konuyla ilgiliyse bir defada birkaç konuya değinmeye çalışıyorum. Lütfen yorumlarınızı eksik etmeyin.
Çoğunlukla mail adresimden bana doğrudan ulaşmayı tercih ediyorsunuz. Ancak okuyan herkese faydası olacak konuları açık olarak blog üzerinde yorumlamayı tercih etmenizi rica ediyorum.
PSA Türkiye KSS performansını dört gözle bekliyoruz.
Sevgiler...
Daha önce söz verdiğim gibi, Peugeot'nun Sürdürülebilirlik Raporu ile ilgili detay görüşlerimi yazmak istiyorum.
PSA Peugeot Citroen dünyada 201.700 çalışanı, Batı Avrupa dışında 1 milyondan fazla araç satışıyla bildiğiniz gibi otomotiv sektörünün liderlerinden. İki markası var: Peugeot ve Citroen. 150 ülkede pazarlama faaliyeti yürütüyor. Satışlarının 1/3'ü Batı Avrupa'nın dışında gerçekleşiyor. Latin Amerika, Çin ve yakında da Rusya'da üretime başlıyor.
2008'de 1 milyondan fazla araç satmasına rağmen km başına 140 gr'dan az CO2 emisyonu salımı gerçekleşmiş. (3. çeyrek rakamlarına göre)
Kısaca etki alanının oldukça geniş olduğunu rahatlıkla görebildiğimiz PSA'nın paydaşlarının dağılımının, beklentilerinin farklılaşmasının da tartışılmaz bir gerçek olduğunu biliyoruz. Bütün bunlara rağmen beni şaşırtan en önemli nokta, raporun CEO mektubuna ayrılan kısımda üst düzey yöneticinin "Dear Shareholders" yani "Sevgili Hissedarlar", şeklinde bir hitap seçmiş olması. Sürdürülebilirlik ile ilgili standartlar ya da tüm uluslararası çerçeveler uzun yıllardır paydaş odaklı raporlama üzerinde dururken oldukça büyük bir hata olarak görülebilir.
Bu kadar kusur kadı kızında da olur, deyip de geçilemeyecek bir konu olduğu için üzerinde durmadan geçemeyecektim. Ayrıca bu mektup faaliyet raporu için bile yazılmış ve oradan alınmış da olsa, bu tür bir hitap diğer paydaşları yönetimin görmezden gelmesi anlamına gelir ki, kurumun performans göstergelerinin doğrudan finansal başarıya odaklandığı imajını uyandırır. Dikkatlerini çekmekte fayda var.
Gelelim diğer konulara: İlgimi çeken çok olumlu bir performans ise raporda kullanılan tüm fotoğrafların teliflerinin ödendiğine dair çok açık bir telif bildirimi bulunması. Henüz yayıncılıkta bile çok ciddi bir sorun teşkil ederken, telif konusunda dikkat çekmesi açısından önemli.
Rapor GRI G3 B+ olarak yazılmış. Ancak GRI tarafından onaylı değil. Kurumsal bildirim yapılmış sadece. Rapordan anladığımız kadarıyla kurum bünyesinde bir sürdürülebilir kalkınma departmanı var. Yani kurum içinde süreçlere girmiş bir KSS performansı beklentisi içine girebiliriz.
Raporun denetimini PWC yapmış. Ortalama düzeyde bir denetimden geçmiş rapor performansı. Ben açıkçası yeterli bulmadım. Biliyorsunuz raporların denetlenmesi ve güvenilirliğinin bağımsız bir üçüncü kişi ya da grup tarafından onaylanması sürecine şirketler henüz çok ciddi bir giriş yapmış sayılmazlar. Finansal denetimde uzmanlaşmış kurumlar elbette bu tür taleplerde en fazla el altında olan kurumlar olduğu için, yaygın biçimde bu kurumlar tarafından yazılmış güvenililik raporları okuyoruz. Tek bir standart var bu konuda, o da AA1000AS. Kullanan şirket sayısı da az değil. Ancak bu standardı anlayarak uygulayan şirket kaç tane diye sorarsanız, açıkçası çok değil.
Küresel krizin etkileri raporda da kendini gösteriyor. Ben öncelikle finansal değerlere ya da kar - zarar tablolarına bakmıyorum. Öncelikle eğitim saatlerine bakıyorum. Krize rağmen, bu kadar satış yaptık, şu kadar ciromuz arttı beyanlarından daha gerçekçi bir performans göstergesi bana göre. Şirketlerin çoğunluğu kriz bahanesiyle ilk önce eğitim giderlerini kısıyorlar. Reklam ve pazarlama bütçelerinden kısıtlama yapmamak için - anlaşılır bir uygulama olsa da - hemen ilk önce eğitim giderlerini kısıyorlar. Rakamlara bakalım: 2007'de 3,612,000 saat iken, eğitimler 2008'de 2,935,000 saate düşmüş. Peki, 2006'ya bakalım: 3,835,000 saat. Söylediğim gibi krizin kendini göstermeye başladığı tarihleri saptamak için çok da rakamsal verilere bakmak gerekmiyor. PSA için krizin 2007 yılı başlarında başladığını açıkça söyleyebiliriz. KSS ile ilgili şu ya da bu şekilde bir bağlantısı olanlarınızın ne tür yorumlar yapabileceğini biliyorum: Belki de şirket eğitim stratejisini değiştirdi? Çok daha efektif ve daha az saat gerektiren eğitim programları uyguluyor. Zaten 3 milyon saate yakın bir eğitim performansı oldukça iyi. Kabul ediyorum. Ben de genellikle olumlu tarafından görmekten yanayım. Hemen basit bir bölme işlemi yaparım. 2,935,000 saati 201.700 çalışana bölerim. 14,55 saati bulurum. Bir yıl içinde bir çalışanın toplam 15 saate yakın bir eğitim almasını da açıkça hiç fazla bulmam. Üstelik dünya ve koşullar bu kadar hızla değişirken...
PSA raporunda çok ilginç bir rakam daha var. PSA'da çalışan engellilerin toplamının %3'ünün müdür seviyesinde olduğu beyan edilmiş. Bu gerçekten çok iyi bir bildirim. Tüm sektörde engellilerle ilgili bir hareketi uzun zamandır seziyorum. Tabii küresel raporlar için geçerli sözüm. Ülkemizde henüz bu sektörde bir KSS raporu görmedik. Bu nedenle ülkemizdeki gelişmeleri bilemiyor, önerilerde de bulunamıyoruz.
PSA'nın kadın çalışan sayısında da 2002 - 2008 yılları arasında %24,8'lik bir artış bildirilmiş. Yine sektörün daha çok erkek ağırlıklı olması nedeniyle çok olumlu bir ilerleme olarak değerlendiriyorum.
1995'de üretimde su kullanımı araç başına 14.16 m3 iken 2008'de bu rakam 5,03 m3'e kadar düşmüş. Ama 2007'de bu rakam 4,83 m3 olarak beyan edilmiş. Ben artışın gerekçesini raporda bulamadım. İlgili paydaşlar konuyla yakından ilgileniyordur diye düşünüyorum. KSS raporlarında şirketlerin hissettiği büyük bir rahatlık var. Sadece performansımı raporlarım, ya da raporlamak istemediğim performansı, istemediğimi beyan ederek raporlamam. Evet, bu kısmen doğru elbette. Ancak rapor okuyucuları raporlamama gerekçeleriyle ve performanslardaki artış ve düşüşlerle ilgili açıklamalarla çok ilgililer. Bunu unutmamak gerekiyor.
Son olarak bir de enerji tüketimi performansından bahsetmek istiyorum. Araç başına ufak bir artış söz konusu. Ancak 2010 hedeflerini 2.10 MWH ncv olarak belirlemişler.
Doğrudan sera gazı emisyonu (üretimde) ise 2007'de araç başına 221 kg iken 2008'de 230 kg olmuş. 1 milyondan fazla araç söz konusu olduğunda bir yıllık artış aşağı yukarı 10.000 ton ediyor.
Dikkatimi çeken bir diğer nokta da ISO14001 sertifikalı üretim merkezleri arasında Türkiye'nin yer almaması. Oysa 2008 yılında Bursa fabrikasında 62,600 aracın üretildiğini açıkça beyan etmişler: Çin'deki üretim merkezleri de ISO14001 sertifikasına sahip.
Evet... Bu blogda daha çok kısa analizler yapmayı ve raporlar hakkında herkesin az da olsa bir görüşü olmasını hedeflediğim için çok detaya girmemeye çalışıyorum. Çoğunlukla yazarken bana gelen sorular da aklıma geldiği için, konuyla ilgiliyse bir defada birkaç konuya değinmeye çalışıyorum. Lütfen yorumlarınızı eksik etmeyin.
Çoğunlukla mail adresimden bana doğrudan ulaşmayı tercih ediyorsunuz. Ancak okuyan herkese faydası olacak konuları açık olarak blog üzerinde yorumlamayı tercih etmenizi rica ediyorum.
PSA Türkiye KSS performansını dört gözle bekliyoruz.
Sevgiler...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder